Özkök'ün Türk-Kürt 'Bölünmesi' Önerisi

Bugünkü yazısında, "Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır?" sorusunu yönelten Ertuğrul Özkök çok tartışılacak, iki tarafılı referandum önerisinde bulundu. Özkök, Özal'ın 20 yıl önceki sözlerini de hatırlattı

06 Temmuz 2010 Salı 10:17
 Türkiye'nin tarihinde ilk defa Kürt meselesini en çarpıcı ve en gerçekçi biçimde tartıştığını belirten, Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, "Birlikte yaşamak zorunda mıyız" başlıklı yazısında, "Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır?" diye sordu ve bunun Türk ve Kürtlere sorulmasını önerdi.

"Yaşamayacaksak, artık adını koyalım" diyen Özkök, Turgut Özal'ın 20 yıl önceki, “Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız” sözlerini de hatırlatarak şunları kaydetti: "Bakın Özal 20 yıl önce “Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız” dediğinde yer yerinden oynamıştı. Şimdi bu soruyu soruyoruz, yer yerinden oynamıyor, yaprak bile kımıldamıyor. Demek ki, 20 yılda mesafe kat etmişiz."

Özkök'ün yazısının ilgili bölümü şöyle:

Türkiye, tarihinde ilk defa Kürt meselesini en çarpıcı ve en gerçekçi biçimde tartışıyor.
Diyorum ki, artık zamanı gelmiştir.
Şarkı söylemenin zamanı da gelmiştir, farklı söylemenin zamanı da...
Kaderin cilvesine bakın ki, farklı şeyi söyleme cesaretini bugün, Türkiye’de üniter devletin en muhkem kalelerinden biri olan “Cumhuriyet” Gazetesi’nin bir yazarı buldu:
Orhan Bursalı bakın ne diyor:
“Türk tarafının elinde tek koz var: Kürtlerin çoğunun ayrılmayı isteyip istemediği. Çünkü doğal veya anormal, tüm ayrılıkların, herkese bir faturası olacaktır. Bu nedenle, bu kozun güçlendirilmesi gerekir.”
Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarı açık açık, “Ayrılma kozunu, Türklerin ve Kürtlerin önüne koyalım” diyor.
“Cumhuriyet” Gazetesi’nin bir yazarı bunu söyleyebiliyorsa, bütün Türkiye söyleyebilir.
Haydi gelin ağzımızı alıştırmak için hep birlikte soralım:
“Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır?”
Eğer bu ortak iradeyi gösterip yaşayabileceksek, tabii ki yaşayalım.
Tabii ki hem Türkler, hem Kürtler için en iyisi budur.
Ama yaşayamayacaksak?
Yaşayamayacaksak, artık adını koyalım.
Bakın Özal 20 yıl önce “Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız” dediğinde yer yerinden oynamıştı.
Şimdi bu soruyu soruyoruz, yer yerinden oynamıyor, yaprak bile kımıldamıyor.
Demek ki, 20 yılda mesafe kat etmişiz.

* * *

Anayasamız üniter devleti vazgeçilmez şart olarak önümüze koyuyor.
Türkiye’nin bugünkü tablosunu çizersek, “Yaşayan nizam”, “Yaşatılması gereken nizam” budur.
Ama ilerde bir gün bu ülkenin tablosunu çizmeye kalktığımızda ne göreceğiz?
Yaşayan nedir, daha o gün, o tepeye çarmıhın dikildiği gün yaşayan hangi nizamdır, çarmıh yere inmeden ölmüş olan hangisi.
Bunu görmek için, ille de 2000 yıl sonra açılacak bir “Ölüm sergisini” mi beklemek zorundayız...
Yükleniyor...